Wir arbeiten gemeinnützig. Wenn ihr Maviblau unterstützen möchtet, dann schaut mal hier!

Getürkt: Sıradışı bir robotun hikayesi

18.ve 19.yüzyılda Almanya ve Osmanlı Devleti arasında, özellikle kültürel bağlamda büyük bir etkileşim olduğunu söylemek mümkün. Bu kültürel etkileşimin dilden bağımsız olması beklenemez. Almanca’da da zaman içinde oluşan bu kelimelerden birisi de ‘Getürkt’.

Getürkt, Almanca konuşanlar arasında hala sıkça kullanılan bir tabir. Aslında kelime anlamı olarak “Türklere ait, Türk yapımı” gibi anlamlara geliyor. Ancak deyim olarak kullanıldığında “dolandırmak, faka bastırmak” anlamı taşıyor. Bu rahatsız edici anlamı aslında yüzyıllar önce kazanmış. Nedeni ise oldukça ilginç. Öğrenmek için 18.yüzyıl’a gitmemiz gerekiyor.

 Aslında çok uzak bir geçmişte değil, robotlar hayatımıza bu yüzyılda girmeye başladı. En azından çoğu insan böyle düşünüyordur. Peki sizi 1769 yılında yapılan bir robotla tanıştırsam? Hem de kendisi bir Türk!



 İşte bahsi geçen robot, yani bilinen adıyla “The Turk” ya da “Mechanical Turk”. Fotoğrafta da görüldüğü gibi Turk, satranç oynamak üzere tasarlanmış bir robot. Osmanlı tarzı giyimi ve “Türk”ü andıran görünümü nedeniyle bu ismi almış.

Robot, 1769 yılında Avusturya İmparatoriçesi Maria Theresa’nın hizmetkarlarından mekanikçi Wolfgang von Kempelen tarafından imparatoriçeye sunulmak üzere yapılmış. Yapımında akçaağaç kullanılan mekanizma, üzerinde satranç tahtası bulunan tekerlekli bir kabin ve bir Osmanlı Bey’i’nden oluşuyordu. Dolabın içine bakıldığında birçok mekanik sistem ve kaldıraçlar görülebiliyordu. 18.yüzyıl için bu ürün nispeten standart bir şeydi, kraliçeyi memnun etmişti ancak robotun ününün yayılmasını sağlayan şey rakiplerinin hepsini deyim yerindeyse “silip süpürmesiydi.”

İşler gittikçe ilginçleşiyordu. Turk, oynadığı her oyuncuya karşı kazanıyordu. Yaptığı her hamleden sonra kafasını üç kez sallayarak hamlesinin bittiğini belirtiyordu. Öyle ki insanlar onun cansız olmasına rağmen kendi aklı olduğu gibi doğaüstü şeylere bile inanmaya başlamıştı. Turk, en ses getiren galibiyetini 1809’da Napolyon’a karşı aldı ve ismini tüm dünyaya duyurdu. Maç sırasında Napolyon, robotu test etmek için hileli bir hamle yaptı ancak Turk, kurallara aykırı oynanan satranç taşını alıp eski yerine götürdü. 

Gazeteler,bu ilginç satranç robotu hakkında teoriler üretmeye başlamıştı bile. İnsanlar makinenin sırrını çözmek için seferber olmuştu. Kemplen’in ölümünün ardından aradan geçen birkaç yılda robot birçok kez el değiştirdi, son olarak ise Mozart’ın yakın arkadaşı olan Johann Maelzel tarafından satın alındı. Maelzel, robotu Amerika’ya götürdü ve burada Benjamin Franklin de robotla bir maç oynadı ve yenildi. Robotta bir hile olduğunun iddia etse de bunu kanıtlayamadı. Turk, dünyanın farklı ülkelerine turnelere çıkmaya başlamıştı, yarattığı etkiyle birçok kitap ve makaleye konu oldu.
Turk dünyanın birçok yerinden sipariş almaya başlamıştı. Makineyi merak eden ve bizzat test etmek isteyen insanların yoğun ilgisi vardı. En fazla sipariş alınan ülkelerden birisi ise Almanya idi. Almanya’nın o dönemde Türkiye ile sıkı bir etkileşim içinde olmasının da makineye olan ilgiyi arttırdığı söylenebilir. Ancak bir sorun vardı. İnsanların sipariş ettiği makine Turk’ten oldukça farklıydı. Her rakibini hezimete uğratan ve muhteşem satranç oynayan makine, evde kullanıldığında hiçbir hamlede bulunmuyor ve çalışmıyordu. Binlerce insanın ortak şikayetlerinden sonra anlaşıldı ki, iddialar haklıydı, robot hileliydi.

Yıllarca süren araştırmalarla gerçek çalışma prensibi ortaya çıkarıldı. Maç başladıktan sonra, satranç tahtasının altındaki bölmeye tecrübeli bir oyuncu giriyordu. Oldukça sıkışık olan bölmede oyuncu mum ışığı sayesinde hem rakibin hamlelerini görüyor, hem de otomatı yönetip karşı hamle yapabiliyordu. Turk yapıldığı ilk yıldan itibaren bu şekilde kullanılmıştı. Ancak sipariş üzerine gönderilen makinelerin içinde hâliyle kimse bulunmadığı için makine çalışmamıştı ve foyası meydana çıkmıştı. Geçen yıllarda mekanizmanın içinde kimin olduğu hâlâ kesin olarak bilinemese de bunlardan birinin cüce satranç ustası Jacques-François Mauret, diğerinin ise Johann Maelzel’ın sekreteri William Schulumberger olduğu iddia ediliyor.

 İşte Getürkt, makineyi sipariş eden ancak çalıştıramayan Almanların hayal kırıklığının ve boşa giden paralarının Almanca’ya bıraktığı bir miras olarak kalmış. Turk aslında Türkler tarafından yapılmamış olmasına rağmen robotun başındaki Türk’e benzeyen maketi nedeniyle suç Türklerin üstüne kalmış. Böyle bir olayla anılmak tabii ki kimsenin hoşuna gitmeyeceği gibi, eminim Türklerin de hoşuna gitmiyordur. Dilerim buna benzer önyargı içeren ya da genelleme yapılan başka deyimler hiçbir literatüre bir daha girmez.

Metin: A. Beyza Demirci

[smartslider3 slider=21]