Wir arbeiten gemeinnützig. Wenn ihr Maviblau unterstützen möchtet, dann schaut mal hier!

İstanbul’da bisiklet günleri

İstinye - Sarayburnu turu

Bu şehre beni bağlayan birkaç şeyden biridir sabah saatlerinin mahmurluğu. Uykuyu çok seven birisi değilim ki hafta içinde iş tempomdan dolayı pek te uyuduğum söylenemez. Erken kalkmanın sabah yarattığı şokla akşamdan hazırladığım giysilerimi üzerime çekiştirip bisikletimle sokağa fırladım.

1
Kış ayında olmamız ve benim bunu geç idrak etmem sonucu şöyle bir 3 saniye titreme merasiminden sonra derin bir kar havası kokusu çektim içime ve Turgut Uyar’ın en sevdiğim şiirlerinden bir tanesi olan “Bir gün sabah sabah” şiiri aklıma geldi.

“Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni:
Ki, sisler daha kalkmamıştır Haliç ten.
Vapur düdükleri ötmektedir.
Etraf alacakaranlık,
Köprü açıktır henüz.
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam…
[…]
Ver elini haydarpaşa demişiz,
Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,
Hava hafiften soğuk,
Deniz katran ve balık kokulu.
Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,
Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu…”
[…]

O an tarif edilemez bir heyecan ile bugün atacağım tura zihinsel olarak ta hazırlanmış bulundum. Bisikletimi güne hazırlamak için şöyle bir sağına soluna göz gezdirip pedallamaya başladım.

2Teker ve yolun birbirine kavuşması ile oluşan o gevrek asfalt sesi eşliğinde artık İstanbul’un müziğine eşlik ediyordum. İstinye’den başladığım yolda sabah kahvaltıcılarının yarattığı trafiğe aldırmayıp dikkatli bir şekilde manevralarla araçların arasından ilerlemeye başladım. Sahil yolu sabah erken saatlerde belli kesimlerde tıkanabiliyor fakat bisiklet üzerinde çok fazla kendini hissettirmiyor.

Yavaştan Emirgan’a doğru giderken, Boğaz’ın eşsiz manzarası kendisine baktırmadan edemiyor yine.  Geceye eşlik eden tanıdık yüzleri ile balıkçılar her zamanki gibi oltalarını atmış, kısmetlerini bekliyorlardı. Tabi ben çok ta geç kalmamak için hızımı artırıp Rumeli tarafına doğru yola devam ediyorum.

Yavaştan Rumeli Hisarı taraflarına varıyorum. Eğer saatten haberiniz yoksa zamanlamanızı yol boyunca karşılaştığınız kahvaltıcılardaki insan sayısına göre yapabilirsiniz. Dolmaya başladıysa bilin ki bisiklet için o sihirli zamanı kaçırmış olma ihtimaliniz yüksek.

Yavaş yavaş Bebek’e doğru gelirken artık havanın da biraz açmasıyla insanlar seçilir hale gelmeye başlıyor ve işte o zaman ne kadar yol aldığınızı fark ediyorsunuz.
4
4.1
Yavaştan Arnavutköy civarlarına yaklaşıyoruz. Rüzgarın kuvvetlice estiği bu şeritte savrulmamak için hızı arttırıyorum.
5

Bu civarda yerlerde küçüklü büyüklü delikler mevcut o yüzden olabildiğince hızlı bir şekilde akıyorum.
6
Özellikle İstanbul yollarında gerçekten dikkatli olmak gerekiyor. Bazen kendimi telaşlı bir şekilde gözlerimi çevirirken buluyorum. Eğer bisikletliyseniz hata şansınız yok, her türlü olasılığı hesaplamanız lazım, eğer yollar sizin tercihiniz ise !

Tabi ki yol boyunca size eşlik eden manzara bu eksiyi artıya çeviriyor.

Yavaştan Ortaköy’e geliyorum.

Kumpir ve Waffle kokusu bir anda burnuma çalınıyor ve kendimi Ortaköy sokaklarında buluyorum.
7
Klasik Ortaköy pozları haliyle….

89.9.4Ortaköy’den ayrılıp uzun bir sürüşe geçiyorum ve bir an önce sahil ile buluşmak için tekrardan Karaköy’e doğru hızlanıyorum.

Tabi önce Kabataş Limanında bir simit molası….
9.2
Sonra Karaköy’e devam ediyorum.

9.1
Karaköy Limanı….
10
Ve sonunda Galata köprüsüne bağlanıyorum. İşte burası heyecanın başladığı yer…
11
Öyle güzel bir insan maratonu var ki bir an önce sizde tempoya ayak uydurmaya çalışıyorsunuz.

12.
13Yavaştan Sarayburnu’na doğru kıvrılıyorum ve manzaranın eşsiz huzuru ile yolun devamının keyfini çıkarıyorum…

15

Dönüş yolunda ise yine mis gibi sahil ve Eminönü’nde bir Mısır molası…
17
18

19

Fotoğraflar & metin: Tolga Aksüt