‘’Önce bizler evleri yaratırız,
ardından evler bizi yaratır.’’
W. Churchill

İçinde yaşadığımız mekanlar yalnızca bizim seçimlerimizle mi şekillenir, yoksa başka dinamikler de söz konusu mudur? İnsan yaşam alanınının sınırlarını ne denli bağımsız yaratır? İçinde bulunduğumuz sosyo-ekonomik durum bunun bir yansıması olabilir mi?
Birey fiziksel anlamda kendi yaşam alanını ne ölçüde ve nasıl tasarlar? Habitatıyla olan etkileşimi, yaşama biçimi ve beraberinde getirdiği kültürel birikimiyle nasıl bir ilişki içindedir? Peki yaşam alanını özgürce yaratabilse, kendi evini sıfırdan inşa edebilse sonuç ne olurdu?

Hausnummer Null / No. 0 birey-mekan ilişkisini görsel olarak irdeliyor ve bunu Berlin Kreuzberg’deki Gecekondu’dan hareketle yapıyor. Projenin çıkış noktası olan Baumhaus an der Mauer-Kreuzberg’deki Gecekondu’nun hikayesi, 80’lerde Yozgat’tan Berlin’e gelen Osman Kalın’ın Berlin Duvarı’nın yanındaki toprak parçasını gerilla bahçesine çevirmesiyle başlıyor. Doğu ve Batı Almanya arasındaki bürokratik boşluktan yararlanan Kalın, ‘evine’ duyduğu özlemle kendi evini burada sıfırdan inşa ediyor ve Almanya’da gecekondunun mucidi oluyor.

Osman Kalın 1964’te misafir işçi olarak Yozgat’tan önce Batı Almanya’ya, ardından 80’de ailesiyle birlikte Batı Berlin’e, Kreuzberg’e gelir.

1961’den yıkılacağı 1989 yılına dek Berlin Duvarı’yla ikiye bölünmüş şehirde, duvarın Kreuzberg’te kalan bölümünde, yaklaşık 350 m2’lik bir alan keşfeder. Şehir, Berlin Duvarı’yla ikiye bölünürken, duvarın yapı masraflarını minimalize edebilmek için Batı Berlin’de bırakılan, aslında Doğu Berlin’e, Alman Demokratik Cumhuriyeti’ne ait olan bir toprak parçasıdır burası. Niemandsland, bir anlamda sahipsiz topraktır, ta ki Osman Kalın burayı keşfedene kadar.

İşe toprağı ekip biçmekle başlar, burayı duvarın kenarında bir gerilla bahçesine çevirir. Başlarda Doğu Alman yetkilileri, Osman Kalın’ın buraya bir tünel kazıp, iki ülke arasında yeni bir sorun daha çıkaracağından endişelenip, duruma şüphe ile baksalar da, Sosyalist Birlik Partisi (SED) tarafından toprağı işlemesine izin verilir.
1989’da Soğuk Savaş’ın bitişi, Alman tarihi için yalnızca Berlin Duvarı’nın yıkılması, sonrasında da Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi ile sonuçlanmaz, bu olay tarihlerindeki ilk gecekondunun yapımına başlanmasına da zemin hazırlar.
Osman Kalın 2 m’ye 2 m’lik bir kulübe yapar önce. Eski kapılar, ranza başlıkları, inşaatta eline geçen ne varsa kullanır, ardından bir kat daha çıkar. Su ihtiyacını su tankından karşılar, elektrikse jeneratörle hallolur. Öyle ki, 2004’te Berlin Senatosu tarafından alan kendisine tahsis edilir ve posta adresi alır: Bethaniendamm No. 0, 10997 Berlin.

Baumhaus an der Mauer-Kreuzberg’deki Gecekondu, bugün hala aynı yerinde, duvarın ve dolayısıyla yakın tarihin önemli bir parçası. Osman Kalın’sa artık 90’larında. Sağlık nedenleriyle evle eskisi kadar ilgilenemese de, bayrağı oğlu Mehmet Kalın devralmış halde. Halkla ilişkiler de dahil, evin tüm işleriyle artık o meşgul olmaktadır. Bir cumartesi akşamı bir araya geliyoruz Mehmet Kalın’la. Adres Bethaniendamm No. 0. Gecekondu’nun hikayesini anlatıyor önce, babasının aklına böyle bir fikrin nereden geldiği sorusuna ise “bir neden yoktu aslında” diyerek karşılık veriyor.
“Bana sorarsan babam bunu öyle derinlemesine düşünmemiştir. Her şey kendiliğinden olmuş, içgüdüsel. Biz hep derdik; ‘boşuna uğraşıyorsun, burası senin değil, devlet gün gelir elinden alır.’ Bizi hiç dinlemedi. Ama duvar yıkıldı, kimse de ona bir şey demedi. Sebebini babam da biliyor, devlet de. Çünkü burası sahipsiz topraktı: Niemandsland.”

Evin odalarını geziyoruz birlikte. Üst katta bir kış odası var, kömür sobasıyla ısınıyor. “Elektrik ve suya başvurmadık” diyor Mehmet Kalın, “e her şey için para istiyorlar!”
“Şimdi o zamanları düşününce, meğer babam boşuna uğraşmıyormuş diyorum. Kendine bir meşgale bulmuş, hem fiziksel, hem zihinsel… Betonunu karacak, hesabını kitabını yapacak, Almanların dediği gibi ‘pi mal daumen’.”
Şimdilerdeyse daha çok yazları kullanıyorlar burasını, maaile bir araya geliyorlarmış. En çok da torunlarıyla bahçede zaman geçiriyormuş Osman Kalın. “Baumhaus adıyla herkes tanıyor artık evi” diyor. “Turistler geliyor, sanatçılar geliyor; gören herkesin hoşuna gidiyor.”
“Burası müze mi? Değil. Koruma altında mı? Hayır, aslında burası absürd bir yer. Her şey bir tesadüf. Babam buranın tampon bölge olduğunu bilmiyormuş. Tesadüfen aklına bir delilik geliyor. Aslında zeki bir adam, biraz da deli. Bizde 40 çeşit deli vardır. Almanlar da söyler. Deli, ama aklı kıt anlamında değil, böyle mucit gibi… Benim babam da kırk birincisi.”

Sefa Pala, 1991, İzmir
9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Grafik Tasarım(2010-2012), Kunsthochschule Berlin Weißensee’de Görsel İletişim Tasarımı(2013-2016) okudu. 2017 yılında DAAD-Stibet (Alman Akademik Değişim Servisi) bursiyeri olarak, Kunsthochschule Berlin Weißensee’den master derecesi ile mezun oldu.

Metin & Fotoğraflar: Sefa Pala