Bu sene ilk Berlinale deneyimimi yaşadım. Berlinale hem sinema-sever, sayar tarafım için hem de orada basın olarak bulunduğumdan, bir film festivalinde üretim yapmaya çabalayan tarafım için çok iyi bir deneyimdi. Yarışma filmlerini, alternatif filmleri, seveceğimi veya sevmeyeceğimi düşündüğüm filmleri… Hepsini büyük bir merak duygusuyla keşfettim. Teddy Awards da Berlinale’de ilgiyle takip ettiğim bir bölüm oldu. Teddy Award, LGBTI ekseninde üretilmiş olan filmler için üç dalda (uzun metraj film, kısa film ve belgesel film) ödül veriyor. Ödül alacak olan filmler de uluslararası bir jüri tarafından seçiliyor. Bu yıl Türkiye’den Gizem Bayıksel de jürinin bir parçasıydı. Gizem hem yönetmen, hem fotoğrafçı hem de Türkiye’nin ilk queer film festivali olan Pembe Hayat KuirFest’in koordinatörü. Berlinale dönüşü, bir pazar akşamı, Taksim Meydanı’nda buluştuk. Cihangir’de bi’ kahve içip, çokça sohbet ettik.

MAVİBLAU: Sinema ve özellikle queer sinema ile ilgili merakın nasıl oluştu?

Gizem Bayıksel: Tamamen birlikte çalıştığım insanlarla bağlantılı olarak oldu. Aslında aklımda hep sinema ile ilgili bir şeyler yapmak vardı. Fakat bunu ilk önce sinemanın insanlara ulaştığı yerde deneyimlemek istedim. Böylece ilk adım olarak Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nde fotoğrafçı olarak çalıştım ve ekiple çok iyi bir kimya oluştu aramızda. Bu süreçte Uçan Süpürg e’nin hazırlık sürecini ve genel olarak bir festivalin nasıl hazırlandığını da deneyimlemiş oldum.

MAVİBLAU: Pembe Hayat KuirFest’in bir parçası olma fikri bu dönemde mi gelişti?

Gizem Bayıksel: Evet. Kuirfest kurulmaya karar verildiğinde ben de o ekiple daha profesyonel anlamda festival düzenleme işinin içine girmiş oldum. Türkiye’deki ilk queer film festivalini yapmak aslında bu alanda okumak, kendini daha da çok geliştirmek demek.  Bu bağlamda o dönemde ve öncesinde okuduklarım, takip ettiklerim beni birazcık daha bu alanda çalışmaya yönlendirdi. Ayrıca benim için daha kıymetli bir yere tekabül etmesinden ötürü de bu alanda ilerledim.

MAVİBLAU: Peki Türkiye’de queer sinemanın nasıl bir gelişim gösterdiğini düşünüyorsun?

Gizem Bayıksel: Diğer ülkelere baktığımızda burada hala üretim anlamında çok fazla ilerlenemediğini düşünüyorum. Bunun nedeni tematik bir şey yapıyor olmanın korkusu ya da çekincesi mi yoksa gerçekten bu teoriye vakıf olmamaktan ötürü yapmaktan çekinmek mi, bunu tam olarak çözemedim  henüz.

IMG_4.jpg

MAVİBLAU: LGBTI Türkiye’de sürekli devinim içinde olan aktif bir hareket. Daha önce röportaj yaptığım Profesör Helma Lutz, dünyada kadın ve LGBTI hareketi incelenmek isteniyorsa, Türkiye mutlaka bakılması gereken yerlerden biri olmalıdır demişti. Peki, sence bu aktivizm kendini yalnızca sokakta mı var ediyor yoksa iki noktanın birleştiği yerde sanatsal anlatım da bir ‘kendini ifade etme’ yolu olarak ortaya çıkıyor mu?

Gizem Bayıksel: Üretim yapan tabii ki çok fazla insan var. Sadece sinema sanatından yola çıkarak konuşursak, diğer ülkelerin alanlarına göre bizimki henüz ivmesini güçlü bir şekilde kazanabilmiş bir üretim alanı değil. Ama bu sanatın diğer alanlarında da böyle olduğu anlamına gelmiyor. Örneğin performans sanatında, illüstrasyon sanatında çok fazla üretim var ve çok iyi işler yapıldığını da düşünüyorum.

MAVİBLAU: Türkiye’deki hareket neden bu kadar önemli sence?

Gizem Bayıksel: Benim fikrime göre Türkiye’deki hareketin bu kadar önemli olması sokakla bağımızın çok kuvvetli olmasıyla doğrudan ilişkili. Türkiye’deki bağlamda trans bireyleri düşündüğümüzde, örneğin seks işçiliği dediğimiz şey zaten sokakta başlıyor, dolayısıyla mücadele de. Sokak hem o işçilerin ‘yer’i hem de polisle karşı karşıya gelinen ‘mekan’.  Böyle olunca da tüm dinamiklerin bir araya geldiği ve o hareketi güçlendirip var eden yer de sokak oluyor. Bu nedenle bence de Türkiye’ye dönüp bakıldığı zaman dünyada mücadelenin başladığı birkaç ülkelerden biri.

MAVİBLAU: Uluslararası anlamda Pembe Hayat KuirFest’e karşı bir ilgi ve merak var mı?

Gizem Bayıksel: Evet. Örneğin ben bu yıl Teddy Awards’da jüri üyesiydim fakat festivalimizin direktörü olan arkadaşımız Bilge KuirFest’in ilk yılında Teddy’nin jürisindeydi. Aslında KuirFest kendi bağlantılarını, kendi bilinirliğini uluslararası bir boyuta taşımaya daha ilk yılında adım attı. Bence dünyada Türkiye’de olduğundan çok daha fazla tanınıyor. Herkes bizi biliyor ve programı merak ediyor.

MAVİBLAU:: İşbirlikleri de oluyor mu başka ülkelerdeki festivallerle?

Gizem Bayıksel: Her yıl mutlaka Berlin Film Festivali’ne gidiyoruz.  Orada Queer Programmers Meeting adında düzenlenen bir etkinlik var. Herkes kendi kataloğunu, kendi programını dağıtıp ülkesinin sinemasını tartışıyor. Bir fikir paylaşımı, dayanışma oluyor. Ayrıca bunun dışında ilk yıldan beri KuirFest’i en az iki festivalle, başka ülkelerin programlarıyla ortaklaştırıyoruz.

IMG_2_.jpg

MAVİBLAU: Bu sene ilk defa Berlinale’de Teddy jüri üyesiydin. Berlin’e sürekli gidip geliyorsun anladığım kadarıyla. Senin için şehri Berlinale ile ve jüri üyesi olarak deneyimlemek nasıldı?

Gizem Bayıksel: Güzeldi fakat aynı zamanda çok yorucuydu. Günde en az üç, çoğunlukla dört film izliyorduk. Bence festivalde jüri olmak çok ciddi bir iş çünkü her film ile bir şekilde aynı bağı kurmak, hepsine aynı mesafeden bakmak gerekiyor. Biz 7 kişiydik ve her birimiz dünyanın başka ülkelerindendi. Bu yılki kadar kültürel anlamda çeşitli bir jüri olmadığını söylüyorlar. Pakistan, Uganda,  Japonya, Finlandiya, Amerika, Türkiye, Almanya. Gerçekten dünyanın her yerine dağılmış bir alandı ve herkes kendi deneyimlerini paylaştı.

MAVİBLAU: Böyle sınırların belirsizleştiği bir düzlemde, başka bir ülkede festival yapmak, sinema yapmak gibi konularda keşiflerin oldu mu bu deneyim aktarımları sırasında?

Gizem Bayıksel: Kesinlikle. Mesela Ugandalı arkadaşımızla konuştuk, ‘Nasıl yapıyorsunuz festivali?’ diye merak ettik çünkü orada hala idam cezası konuşuluyor ve LGBTI adı altında herhangi bir etkinliğin yapılması yasak. Duyurmadan yaptıklarını, polisle sürekli mücadele halinde olduklarını, çok ciddi bir underground gönüllü ekiplerinin olduğunu ve bu sayede insanlara duyurunun tamamen kulaktan kulağa iletildiğini anlattılar. Bu deneyimleri paylaşmak çok etkileyiciydi.

MAVİBLAU: Gelecekte ne tarz projeler yapmayı planlıyorsun?

Gizem Bayıksel: Geçen yaz Berlin’de bir tane daha kısa filme başladım ve tamamen analog makineyle çektim. Bu projeyi çok sevdiğim bir müzik grubunun klibi için kullanma ihtimalim var. Film projesi olarak da üç yıl önce Çocuk Oyuncağı adında bir film yapmıştık. Filmi Berlin’deki film akademisine başvurmak için, başvuru şartlarına göre çekmiştim. Fakat ne zaman izlesek keşke devam etse diyorduk. Bu yaz analog filmimin çekimlerini yaparken bir yandan da çok tren yolculuğu yaptım ve o yolculukta bir senaryo fikri olarak proje yeniden gelişti ve oturup yazmaya başladım. Şu an kısa bir süre için Ankara’dan İstanbul’a taşınıp bu senaryonun üzerine çalışmak istiyorum.

 

Metin: Dilara Akkoyun
Fotoğraflar: Ege Başaran