Burası, farklı dallardan birçok sanatçıya ev sahipliği yapan ve kültürlerarası bir diyalog imkânı sunan Tarabya Kültür Akademisi. Kurulduğu 2011 yılından bu yana Almanya ile Türkiye arasındaki diyaloğa yeni fikirler ve esinlerle katkıda bulunmayı hedefliyor. Sadece fiziksel olarak bulunduğu yer olan İstanbul Tarabya’da değil, onun da ötesinde birçok ortak buluşmalara imkân sağlıyor. Düzenlediği konser, sergi, film gösterimi, söyleşi gibi etkinlikleriyle Tarabya Kültür Akademisi, Türk ve Alman kültürleri arasında bir köprü görevi görüyor.

Yönetimini Almanya Ankara Büyükelçiliği’nin üstlendiği Kültür Akademisi aynı zamanda büyükelçiliğin Türkiye’de yürüttüğü kültürel etkinliklerin de ayağını teşkil etmekte. Akademinin küratörlük görevini ise Goethe Enstitüsü yapıyor. Biz de MaviBlau ekibi olarak akademi küratörü ve proje koordinatörü Pia Entenmann ile Goethe-Institut’te buluştuk. Kendisiyle akademinin işleyişi, burs programları hakkında konuştuk.

Tarabya Kültür Akademisi bu program kapsamında yaşamını ve çalışmalarını Almanya’da sürdüren yaklaşık 20 sanatçıya ve Almanya ve Türkiye’den sanatçı tandemlerine Türkiye’deki kültür sanat çevreleriyle işbirliği yapma olanağı sunuyor.

Nisan 2017’den beri Goethe-Institut İstanbul’un çalışanı olarak kültür akademisinden sorumlu olan Pia Entenmann, Tarabya için “Akademi, iki kültürü buluşturuyor. Hem Türk sanatçıların hem de Alman sanatçıların birbirleriyle çalışmasını sağlıyor.” diyor.

Akademi, mimarlık, güzel sanatlar, sahne sanatları, tasarım, edebiyat, müzik, film, gazetecilik veya kültürel teori alanlarından yani birçok disiplinden insanlara İstanbul’da konaklamalı burs imkânı sağlıyor. Bu burslar dört veya sekiz aylık sürelerle ve açık çağrı aracılığıyla veriliyor. Bu arada Tarabya Kültür Akademisi rezidans programı için 2. açık çağrı başvuruları şuanda açık ve 6 Ocak 2019’da sona eriyor. Seçilen sanatçılara, Kültür Akademisinde ücretsiz konaklama imkânının yanı sıra aylık 2.500 Euro nakit burs veriliyor. Hatta sanatçılar isterlerse ailelerini de yanlarında getirebiliyorlar. Tarabya Kültür Akademisi, sağladığı desteğin yanı sıra, yemyeşil ormanı ve deniz manzaralı konumuyla adeta bir ilham kaynağı. Kültür Akademisi’nin yanı sıra arazide, Almanya Büyükelçiliği Yazlık Rezidansı, hem Katolik hem de Protestan kilisesi tarafından kullanılan küçük bir de şapel de var. Bölgenin büyük bölümü bahçe ve orman arazisinden oluşuyor. Ormanın içinde büyük bir tenis kortu ve yürüyüş alanı da mevcut. Yeşil alanı gezerken ortamın büyüsüne kapıldığım sırada yüksek bir sesle irkiliyorum. Ormanın yanındaki kulübede bulunan “Herkül”, beni yabancı olarak karşıladığı için havlamaya başlıyor ve ben oradan ayrılıncaya dek susmuyor.

Alman- Türk kültür diyaloğu için önemli bir kurum olan Tarabya Kültür Akademisi sanatçılar için yeni perspektifler kazanma ve sanatsal çalışmalarını geliştirmek için harika bir yer.

Tarabya Kültür Akademisi’nde konuk sanatçı olarak bulunmuş Jasmin İhraç ve Özgür Ersoy ile röportaj yaptık. İlk önce kendilerini bir tanıyalım:

Jasmin İhraç, koreograf ve dansçı. Sanatçı Berlin’de yaşamakta ve çalışmakta. Berlin Özgür Üniversitesi’ndeki sosyoloji öğreniminin ardından Berlin’deki Üniversitelerarası Dans Merkezi‘nde (HZT) Çağdaş Dans, İçerik ve Koreografi eğitimi aldı. Çalışmaları Berlin Volksbühne, Ballhaus Naunystraße ve Paris, Palais de Tokyo gibi sahnelerde sergilendi. Sanatçı, 2014 yılında HAU Hebbel am Ufer’de sahnelenen Isabelle Schad’ın Collective Jumps adlı eserinde dans etti. Almanya, Fransa ve Türkiye’deki çeşitli ortak yapımlarda dansçı olarak sayısız kez yer aldı.  Sayısız burs ve ödüller aldı, ilk kez 2017 yılının Kasım ayında, Galerie Kunst & Denker Düsseldorf’da sahnelenen Sahman-Grenze-Kuş adlı solo projesi için Kunststiftung NRW ve Goethe-Institut‘tan aldığı destek kayda değer.

Jasmin İhraç, 2017 yılında açık burs çağrısı üzerinden başvuru yaparak Tarabya Kültür Akademisi’nde Eylül ve Aralık 2018 tarihleri arasında konuk sanatçı olarak kalmaya hak kazanan sanatçılardan biri.

 

 

Özgür Ersoy, İzmir Türk Musikisi Konservatuarı’nda bağlama bölümünde okudu. 1999 yılından beri Berlin ‘de yaşıyor ve burada farklı sanatçılarla çalışmalar yürütüyor. Özgür Ersoy, Sinem Altan tarafından ilk defa Saksafon-Mey ve Bağlama için bestelenmiş olan “Mr. Sax in Anatolia” adlı konçertoyu Bielefeld Filarmoni Orkestrası’yla birlikte Ekim 2007`de başarıyla seslendirdi. Ersoy, Sinem Altan ve Begüm Tüzemen ile birlikte Ensemble Olivinn´i kurdu ve hâlen bu grupta birçok farklı enstrüman çalıyor. Sanatçı, solist olarak da dünya çapında konserler verdi. Ersoy’un virtüözlük misyonu, klasik ve çağdaş müziği, jazz’ı ve pop’u Anadolu halk müziği ile bir araya getirerek, Doğu ile Batı’yı kaynaştırmakta yatıyor. Müzik alanındaki katkılarının yanı sıra 2013 yılında Ries & Erler yayınevinden ilk defa Almanca çıkardığı bağlama eğitim kitabıyla birlikte yazar olarak da çalışmalar yürütüyor.

Özgür Ersoy, Haziran 2018 ve Ağustos 2018 tarihleri arasında Tarabya Kültür Akademisi’nin konuk sanatçısı olarak İstanbul’da bulundu, şu an da Berlin’de çalışıyor.

Tarabya Kültür Akademisi’ne nasıl dâhil oldunuz?

JASMİN İHRAÇ:  Çalıştığım bir sanatçı vardı, Silvina Der-Meguerditchian. Tarabya Kültür Akademisinde bursçuydu kendisi. Onunla beraber bir gösteri yaptık Türkiye’de. Orada Çiğdem Hanım’la tanıştık. Tarabya Kültür Akademisi’ni de bu şekilde tanıdım. Başvurular kısmı açıktı, ben de başvurdum ve kabul edildim. 4 aydır akademideyim. Çok çabuk geçen bir dönemdi, sürem Ocak’ta bitiyor ancak belki akademideki kalış sürem yeni bir başvuruyla olumlu değerlendirilirse tekrar uzayabilir. Akademide gerçekleştirmek istediğim projemde ilerledim. Bir dans video projesi hazırlıyorum. Şehrin değişimleri ve ağaçlarla ilgili. İstanbul’a gelince parkura başlamıştım. Parkur, şehri keşfeden ve engelleri aşan bir spor. Benim için İstanbul’da ilerlemek, yürümek bile zordu sokakta. Ben de farklı bir yol bulmak gerektiğini düşündüm, tıpkı parkurcular gibi.  Böylece bir dans videosu çekmeye karar verdim, İstanbul’un farklı mekânlarında dans ediyorum. Video çekimi bitti ancak kurgusu kaldı şu an.

Jasmin İhraç| Fotoğraf: Dieter Hartwig

ÖZGÜR ERSOY: Akademiye başlamadan önce Maxim Gorki Tiyatrosu’nda çalışıyordum. “Olivinn Ensemble” isimli dörtlü bir müzik grubumuz var. Grubumuzdan besteci ve piyanist Sinem Altan 2016 yılında akademiden burs kazandı. O süreç içerisinde ben de ekibimle beraber birçok yerde konser veriyordum böylelikle Tarabya Kültür Akademisi ile tanıştım. Haziran 2018 ve Ağustos 2018 tarihleri arasında Tarabya Kültür Akademisi’nin konuk sanatçısı olarak İstanbul’da bulundum.

Olivinn topluluğu, Anadolu türkülerinden, klasik batı müziğine ve yeni bestelere kadar uluslararası platformda ilgi çeken grup, farklı tarzlar arasındaki uyumu yakalıyor (Özgür Ersoy, Sinem Altan, Axel Meier, Begüm Tüzemen).

Akademi size ne gibi avantajlar sunuyor?

JASMİN İHRAÇ:   Çok iyi bir proje akademi. Çünkü biz sanatçıların geliri çok belirsiz. Akademi bizlere bir maaş sağlıyor, bunun yanında çok güzel bir yerde kalıyoruz orada bulunduğumuz süre içerisinde. İnsanın tamamen konsantre olmasına yardımcı oluyor burası. Berlin’de böyle lüks hayatım yoktu mesela.  Akademide çalışma alanlarımız var, dans atölyemiz var. Bunlar büyük bir avantaj. Goethe Enstitüsü farklı kişilerle bize bağlantılar sağlıyor, projelerimizi destekliyor. Böylelikle maddi süreci düşünmemize gerek kalmıyor diyebilirim.

ÖZGÜR ERSOY: En başta kişilere ulaşma konusunda büyük bir avantaj. Almanya’da aktif olarak çalışıyordum ancak buraya gelince pek bir aktiviteye katılamadım. Ben bağlama ve klasik gitar çalıyorum. Diğer yandan nefesli çalgılarla da ilgileniyorum. Müzik işinde başarılı çok isim var. Bu isimlerle tanışmak, onlardan randevu almak çok zor olabiliyor. Ancak akademinin sunduğu fırsatlar sayesinde onlara ulaşabiliyoruz. Akademi üzerinden gidince bizi kabul etmeleri daha kolay oluyor. Ayrıca, İstanbul’un güzide yerlerinden biri olan Tarabya’da kalmak ve Boğaz’a yakın olmak müthiş bir ilham kaynağı sanatçılar için.  Tüm projelerimiz akademi tarafından destekleniyor. Sistem ise şöyle işliyor; proje önerisi sunduğunuzda ve kabul gördüğünde, Goethe Enstitüsü ve Akademi bunu onaylıyor. Sonra istediğiniz yere gidebiliyorsunuz. Tabi Türkiye ve Almanya çapında. Örneğin; bir projem için İzmir’e gittim ben. Yazmış olduğum Almanca bir metot vardı, orada üniversitedeki çalışanlar tarafından yazım incelendi. Kitabım onaylandı. Şu anda kitabım Goethe Enstitüsü’nde duruyor, hatta Türkçe ‘ye çevrilerek basılması durumu da var. Bu durumla da Goethe Enstitüsü ilgileniyor.

Akademi için kültürlerarası bir bağ da kuruyor diyebilir miyiz?

JASMİN İHRAÇ:  Tabi ki. Bir sürü farklı alanlarda çalışan bursiyerler var burada. Genellikle Almanya’da oturan kişiler bu akademiye başvurabiliyor. Tarabya Kültür Akademisi, sanatlar arasında bağ kuran bir program bence.

ÖZGÜR ERSOY: İran’dan, Hollanda’dan, Amerika’dan gelen birçok sanatçı bursiyer vardı. Ancak hepsi Almanya’da oturuyordu tabi. Birçoğu özellikle Berlin’den, benim gibi. Burada çalışmalarımızı birleştirdik. Örneğin; bir festivalde ben Türk Halk Müziği ve Anadolu müzikleri üzerine bir çalışma yaptım ve İranlı yönetmen bir arkadaşımızın çalışmasını benimkiyle birleştik bu festivalin sayesinde. Dans, görsel sanatlar, sinema gibi alanlarda çalışan sanatçıların çalışmalarının bir arada olduğu ortak bir festivaldi.

Jasmin Hanım siz hâlâ akademidesiniz. Peki, Özgür Bey siz akademiye tekrar dönmeyi düşünür müsünüz?

ÖZGÜR ERSOY: Düşünmüyorum, istiyorum (Gülüyor). Ancak şu anda kontenjanlar maalesef dolu, çok talep var çünkü. Dış İşleri Bakanımız Heiko Maas, Almanya’dan giden vatandaşların çalışmalarını desteklemek için çok çalışıyor, bu yüzden akademi oldukça ses getirdi.

Akademi ile ilgili detaylı bilgiye Tarabya Kültür Akademisi’nin internet sayfasından ulaşabilirsiniz.  

 

Metin: Dilay Muran
Fotoğraflar: Dilay Muran, Harald Hoffmann, Tarabya Kültür Akademisi, Dieter Hartwig, Ensemble Olivinn

Image is not available

Bu makale İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi işbirliğiyle C-Lab proje dersi kapsamında hazırlanmıştır.

Slider